Aile Konutu Eşin Rızası Olmadan Çocuğa Devredilebilir mi?
- 24 Eyl 2026
Aile Konutu Eşin Rızası Olmadan Çocuğa Devredilebilir mi?
burada edineceğiniz bilgiler görüş niteliğinde olup hiç bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır
Şerh bulunmaması, mal ayrılığı sözleşmesi, açık rıza ve üçüncü kişinin iyiniyeti bakımından değerlendirme
Eşlerin birlikte yaşadığı evin yalnızca bir eş adına kayıtlı olması, malik eşin bu taşınmaz üzerinde sınırsız işlem yapabileceği anlamına gelmez. Aile konutunun devri, kural olarak diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Taşınmazın ortak çocuğa veya malik eşin önceki evliliğinden olan çocuğuna devredilmesi de bu kuralın dışında değildir.
Bununla birlikte, tapu iptali talebinin sonucu yalnızca taraflar arasındaki akrabalığa göre belirlenmez. Konutun işlem tarihindeki niteliği, rızanın varlığı, sonraki devirler ve evliliğin hukuki durumu birlikte incelenir. Özellikle aile konutu şerhinin bulunmadığı ve eşlerin ayrı yaşamaya başladığı uyuşmazlıklarda bu ayrımlar önem kazanır.
1. Kanuni dayanak: Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi; diğer eşin açık rızası olmadan aile konutunun devredilmesini, üzerindeki hakların sınırlandırılmasını ve konuta ilişkin kira sözleşmesinin feshedilmesini engeller. Düzenleme yalnızca satışları kapsamaz; bağış yoluyla mülkiyetin geçirilmesi de bu çerçevede değerlendirilir.
Rıza sağlanamıyorsa veya haklı neden olmaksızın verilmiyorsa malik eş, maddenin ikinci fıkrası uyarınca hâkimin müdahalesini isteyebilir. Dolayısıyla uyuşmazlığın çözümü, diğer eşin iradesini yok sayarak devir yapmak değildir.
Malik olmayan eşin tapu müdürlüğünden aile konutu şerhi istemesi ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir.
Bu düzenleme, tapunun mutlaka iki eş adına olması gerektiği anlamına gelmez. Malik eş mülkiyetini korumakla birlikte, ortak yaşam alanını etkileyen belirli işlemlerde diğer eşin iradesini de gözetmek zorundadır.
2. Her konut aile konutu sayılır mı?
Aile konutu, eşlerin ortak yaşamını sürdürdüğü ve aile hayatının merkezi hâline getirdiği konuttur. Bir taşınmazın eşlerden birine ait olması, tek başına bu niteliği sağlamaz. Yazlık, yatırım amacıyla alınmış daire veya zaman zaman kullanılan ikinci ev bakımından fiilî kullanım ayrıca araştırılır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 09.05.2024 tarihli, Esas No: 2023/7099, Karar No: 2024/3332 sayılı kararı, bu ayrımın uygulamadaki önemini göstermektedir.
Kararda, eşlerin yaşam faaliyetlerinin hangi konutta yoğunlaştığı incelenmiş; çocukların eğitimi nedeniyle yılın büyük bölümünün başka bir adreste geçirilmesi ve dosyadaki diğer deliller birlikte değerlendirilerek, dava konusu köy evinin ailenin ortak yaşam merkezi olduğu iddiasının kanıtlanamadığı kabul edilmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, taşınmazın ikincil konut niteliğinde kaldığı yönündeki değerlendirmeye dayanan ret kararını onamıştır.
Bu nedenle çocuğa devredilen taşınmaz bakımından ilk soru, devir tarihinde buranın gerçekten aile konutu olarak kullanılıp kullanılmadığıdır. Adres kayıtları, abonelikler, fiilî oturma düzeni ve doğrudan bilgi sahibi tanıkların anlatımları birlikte değerlendirilmelidir.
3. Tapuda aile konutu şerhi yoksa koruma ortadan kalkar mı?
Şerhin bulunmaması, konutun aile konutu olmadığını göstermez. Şerh, mevcut niteliği tapu sicilinde görünür kılan açıklayıcı bir kayıttır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.10.2022 tarihli, Esas No: 2019/765, Karar No: 2022/1369 sayılı kararında bu konu açıkça ele alınmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, aile konutuna ilişkin sınırlamanın tapuya şerh verilmesiyle başlamadığını, taşınmazın aile konutu niteliğinden kaynaklandığını açıklamıştır. Kurul çoğunluğuna göre malik eşle doğrudan işlem yapan kişi, devir tarihinde şerh bulunmadığını ileri sürerek açık rıza eksikliğini gideremez; şerh mevcut hukuki durumu açıklamakta, korumayı kuran unsur olmamaktadır.
Bu yaklaşım, şerhsiz aile konutunun devrine karşı da dava açılabileceğini göstermektedir. Ancak sonraki devirlerde iyiniyet meselesi ayrıca incelenmelidir.
4. Çocuğa devir ile yabancı bir kişiye satış arasında fark var mı?
Malik eşin kendi çocuğuna yaptığı devir için aile konutu korumasını kaldıran özel bir istisna bulunmaz. Çocuğun ortak evlilikten veya önceki evlilikten doğmuş olması, açık rıza gerekliliğini değiştirmez. Bedel ödenmesi veya işlemin bağış olarak yapılması da tek başına rıza eksikliğini gidermez.
Akrabalık ilişkisinin önemi, özellikle devralanın olayları bilip bilmediğinin değerlendirilmesinde ortaya çıkar. Çocuğun konutu ziyaret etmesi, eşlerin burada yaşadığını bilmesi veya devir öncesindeki anlaşmazlıklara tanık olması, incelemeye alınabilecek olgulardır.
Bununla birlikte, çocuğa yapılan her devrin muvazaalı olduğu varsayılamaz. Aile konutuna ilişkin rıza eksikliği ile muvazaa farklı hukuki meselelerdir. Gerçek bir bağış yapılmış olsa bile aile konutunun korunması tartışılabilir. Aile konutu niteliği bulunmayan bir taşınmazın devri ise sırf diğer eş istemediği için bu hüküm kapsamında iptal edilemez.
Bu nedenle dava gerekçesi yalnızca “eşim malını çocuğuna devretti” şeklinde kurulmamalı; konutun niteliği, rıza ve işlem koşulları somutlaştırılmalıdır.
5. Mal ayrılığı sözleşmesi yapılmış olması sonucu değiştirir mi?
Mal ayrılığı rejimi, aile konutu korumasını kaldırmaz. Mal rejimi, eşlerin malvarlığı ilişkilerini; aile konutu düzenlemesi ise ortak yaşam alanının korunmasını ilgilendirir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2024 tarihli, Esas No: 2023/159, Karar No: 2024/38 sayılı kararında bu ayrım açıklanmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, resmî evlilik içinde konutun aile yaşamına özgülenmesiyle başlayan korumanın, eşler arasında geçerli mal rejiminin türüne bağlı olmadığını belirtmiştir. Korumanın devamı, konutun aile konutu niteliğini sürdürmesiyle ilişkilendirilmiş; malvarlığı ilişkilerine uygulanan rejim ile ortak yaşam alanına ilişkin güvencelerin farklı hukuki işlevleri bulunduğu ortaya konulmuştur.
Dolayısıyla mal ayrılığı sözleşmesi, malik eşe aile konutunu diğer eşin rızasını almadan çocuğuna devretme serbestisi vermez. Buna karşılık korumadan yararlanılması da malik olmayan eşe kendiliğinden tapu payı kazandırmaz.
6. Satıştan haberdar olmak açık rıza anlamına gelir mi?
Bir işlemi bilmek ile o işleme açıkça onay vermek aynı değildir. Satış ihtimalini duymak veya eşin borçlarından haberdar olmak, belirli devre rıza gösterildiğini kendiliğinden kanıtlamaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.10.2022 tarihli, Esas No: 2019/765, Karar No: 2022/1369 sayılı kararı, bu ayrım bakımından önemlidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, eşin satıştan haberdar olduğuna ilişkin tahmine dayalı tanık anlatımlarını açık rızanın kanıtı olarak yeterli görmemiştir. Rızanın özel bir geçerlilik şekline bağlı olmadığı ve sözlü verilebileceği belirtilmekle birlikte, belirli işleme yönelik açık onayın ortaya konulması gerektiği; bunu ispat yükünün aile konutu üzerinde tasarrufta bulunana ait olduğu kabul edilmiştir.
Bu nedenle yazılı ve işlemle bağlantılı rıza belgeleri ispat kolaylığı sağlar.
7. Öğretideki tartışma: İşlemin hukuki niteliği ve iyiniyetin korunması
Öğretide, Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesindeki sınırlamanın hukuki niteliğine ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Tartışma, düzenlemenin işlem ehliyetine mi yoksa tasarruf yetkisine mi ilişkin olduğu; rıza eksikliğinin işlemi nasıl etkilediği ve tapuya güvenin hangi aşamada korunacağı üzerinde yoğunlaşmaktadır.
“Aile Konutu Şerhinin Hukukî Etkisi” çalışmasında rıza eksikliğini ve doğrudan malik eşle işlem yapan kişinin durumunu, sonradan hak kazanan üçüncü kişinin durumundan ayırarak incelemektedir. Rıza eksikliğinin işlemin geçerliliğine etkisi nedeniyle, işlemi yalnızca “dava açılıncaya kadar tamamen geçerlidir” biçiminde açıklamak yetersiz kalmaktadır.
Başka bir çalışmada ise şerh yokken doğrudan işlem yapan kişinin iyiniyetini koruyan görüş ile rıza eksikliğinin bu kişinin kazanımını engellediğini savunan görüş karşılaştırılmaktadır. İkinci yaklaşımda, sonraki devralanın iyiniyeti ayrı değerlendirilir.
Bu tartışmanın pratik karşılığı şudur: Evi malik eşten alan çocuk ile evi daha sonra o çocuktan satın alan kişinin hukuki konumları aynı kabul edilmemelidir.
8. Taşınmazın başkasına tekrar devredilmesi neden önemlidir?
Ardışık devirlerde her alıcının taşınmazı hangi koşullarda edindiği araştırılmalıdır. Tapuda aile konutu şerhi bulunmaması, bütün sonraki kazanımları kendiliğinden tartışmasız hâle getirmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 26.09.2023 tarihli, Esas No: 2022/10499, Karar No: 2023/4175 sayılı kararı, bu incelemeye örnek oluşturmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, eşin açık rızasının alınmaması yanında, taşınmazın gerçek değerinin çok altında ve görülmeden satın alınmasını, devirler arasındaki süreyi, alıcıların ortak tanıdıklarının bulunmasını ve konutun aile yaşamında kullanıldığını bilmelerini birlikte değerlendirmiştir. Somut olayda devralanların el ve iş birliği içinde hareket ettikleri sonucuna ulaşılmış; tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmesi gerekirken reddedilmesi bozma nedeni sayılmıştır.
Bu karar, özellikle taşınmazın önce çocuğa, ardından başka bir kişiye geçirildiği durumlarda bedel, ödeme belgeleri ve taraflar arasındaki ilişkilerin önemini göstermektedir. Ancak her ardışık devir aynı sonucu doğurmaz; kararın uygulanabilirliği somut delillere bağlıdır.
9. Eşin evden ayrılması veya boşanma davası açılması korumayı bitirir mi?
Fiilî ayrılık ile evliliğin hukuken sona ermesi farklıdır. Geçimsizlik nedeniyle ortak konuttan ayrılma, her olayda aile konutu niteliğinin kaybedildiği anlamına gelmez.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 19.11.2024 tarihli, Esas No: 2024/663, Karar No: 2024/8805 sayılı kararı, bu ayrımı göstermektedir.
Kararda aktarılan ve onama sonucuyla korunan değerlendirmede, eşlerin geçimsizlik nedeniyle ayrı yaşamaları ve aralarında boşanma davası bulunması, daha önce birlikte kullandıkları konutun aile konutu niteliğini kaybettiğini kabul etmek için yeterli görülmemiştir. Boşanma kararının kesinleşmemesi, konutun ortak yaşam alanı olarak kullanıldığının kanıtlanması ve devralanın durumuna ilişkin deliller birlikte değerlendirilerek tapu iptali ve tescil kararı korunmuştur.
Bu nedenle ayrılığın nedeni, zamanlaması ve konutun kullanım durumu birlikte incelenmelidir.
Buna karşılık Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2024 tarihli, Esas No: 2023/159, Karar No: 2024/38 sayılı kararı, korumanın zamansal sınırlarını açıklamaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, korumanın kural olarak evlilik birliğinin sona ermesine kadar sürdüğünü belirtmiştir. Ölüm hâlinde ise malik olmayan davacı eşin ölmesiyle, malik eşin ölümü üzerine sağ kalan eşin miras ve mal rejiminden doğan haklarını ileri sürmesinin aynı hukuki sonuçlara bağlanamayacağını açıklamıştır.
Dolayısıyla boşanmanın kesinleşmesi veya eşlerden birinin ölmesi, devam eden davanın değerlendirilmesini etkileyebilir.
10. Devir gerçekleşmişse hangi talepler değerlendirilebilir?
Koşulları varsa tapu kaydının iptali ve taşınmazın devreden eş adına yeniden tescili istenebilir. Yukarıdaki kararların gösterdiği üzere bu talep, malik olmayan eşe otomatik olarak yarı pay verilmesi anlamına gelmez.
Aile hukukundan doğan bu uyuşmazlıklarda görevli mahkeme aile mahkemesidir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ilgili asliye hukuk mahkemesi aile mahkemesi sıfatıyla görev yapar. yeniden devredilmesi nedeniyle hakkın elde edilmesinin zorlaşması riski varsa Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. maddesi ve devamı kapsamında ihtiyati tedbir değerlendirilmelidir.
Tedbir otomatik verilmez. Talep edilen koruma, mevcut tehlike ve yaklaşık ispat koşulları somutlaştırılmalıdır. Aile konutu şerhi ile ihtiyati tedbirin aynı hukuki işlem olmadığı da gözetilmelidir.
Devir gerçekleştikten sonra yalnızca şerh başvurusuna odaklanılması, mülkiyet kaydının düzeltilmesine ilişkin uyuşmazlığı çözmeyebilir. Güncel tapu maliki, devir zinciri ve ileri sürülecek talepler birlikte belirlenmelidir.


